Evde rakı yaparsam kör olur muyum?

7 yıl önce ilk rakılarımı yapıp, içmeye başlayınca evimize gelen misafirler hep tedirgin oldu. Hepsinin gözlerinde bir korku gördüm. “Ulan bu herifin yaptığı rakıyı içiyoruz ama, taklaya gelmeyelim. Ben en iyisi bir kadeh içip durayım, kör olmaya gerek yok.”

Açıkçası, ilk rakıyı yaparken ben de endişeliydim. Ama mühendis olduğum için, işe bilimsel yaklaşmaya karar verdim. Etil alkolün kaynama noktası 78 derecedir. Metil alkolün kaynama noktası ise 65 derecedir. İlk imbiğimin tepesine bir termometre taktım.

Derdim şu: Tenceredeki karışım ısındıkça termometre buharın sıcaklığını gösterecekti. Isı 65 dereceye geldiğinde bir sıvı akmaya başlarsa ve termometre o derecede sabit kalırsa metil alkol elde ettiğimi gösterecekti ve aldığım içkiyi tabi ki içmeyecektim. Oysa termometre 65 dereceyi geçip 78 dereceye geldiğinde sıvı almaya başlarsam ve termometre 78 derecede sabit kalırsa, elde ettiğim etil alkol olacaktı ve güvenle içebilecektim.

O imbiği uzun süre kullandım ve hiç 65 derecede durduğunu görmedim. Sonra öğrendim ki, şekerden metil alkol elde etmek imkânsız. Metil alkol kömür ya da selülozdan elde ediliyor.

Ancak, teknolojinin gelişmesiyle artık kömürden de etil alkol elde etmek mümkün. Kömürden elde edilen etil alkolün şekerden elde edilen etil alkole kıyasla maliyetinin %30 daha ucuz olduğunu biliyorum. Marketlerde satılan saf etil alkollerin kömürden elde edildiğini düşünüyorum. O alkolü alıp su ve anason yağı ilavesiyle rakı yapmaya çalışan arkadaşların lezzetli bir rakı içmesi pek mümkün görünmüyor.

Bir içkinin en önemli özelliği içim sırasında alınan lezzettir. Bunun da en güzel mezesi sofradakilerle yapılan sohbettir.

Sözün özü; İşe meyve suyu, şekerle başlarsanız metil alkol elde etmeniz mümkün değildir. Bence işe marketten alınan etil alkolle rakı içki yapmaya çalışmayın. Azıcık daha zahmetli olmasına rağmen meyve suyu, şeker, pekmez her zaman daha iyi sonuçlar verir. Artık bir sürü formülüm var. Zamanla hepsini paylaşacağım.

Evde içki yapmak suç mu?

Evde içki yapmanın hukuki tarafına bakalım.

Evde içki yapıp içmek suç mudur?

Eylem, evde içki yapıp içmekse, kesinlikle suç değil. Yaptığınız içkiyi satmak suç. Polisler evinize geldi, evde içki yaptığınızı tespit ettiler. Sonuçta hakimler sizinle yakalanan içki miktarına bakıyorlar. Yargıtay’ın içtihatlarına göre evinizde bir yıllık içki bulunması normal bulunuyor. Her mahkeme kararında bu miktar hâkimin takdirine göre değişiyor. Kimi hâkim 500 lt. rakıyı normal buluyor, kimi hâkim 250 lt. şaraba mahkûmiyet veriyor.  Sonuçta verilen karar, eylem kabahat olduğu için genellikle para cezası.

Bu anlattıklarım evde kendi yapmış olduğunuz içkilerle yakalanmanız halinde geçerli.

Satarsanız, olay bambaşka hale dönüşüyor. Satmak kabahat değil, SUÇ! Vergi kanunlarını ihlal etmek, halk sağlığını tehdit etmek gibi pek çok suç işin içine giriyor.

Tavsiyem şu. Ne olursa olsun yaptığınız içkiyi satmayın. Bunu niye söylüyorum? İçkilerin marketteki fiyatları ile sizin maliyetinizi kıyaslayınca, ikisi arasında bir uçurum olduğunu göreceksiniz. Ben bu yazıyı yayınladığım sırada 1 lt. rakı maliyetim 9 TL nin altında. Marketlerde 1 lt. rakının fiyatı ise 120-150 TL civarında.

Aman şeytana uymayın. Cezası ağır olur.

İlk içtiğim içki

 

On üç yaşındayım. Yaz tatilinde çalışmaya karar verdim. Gazetede iş ilanlarına baktım, Grolier adında bir firmanın temsilciliği “İngilizce Öğrenme Seti” satacak satış elemanları arıyor. Adrese baktım, gazete kolumun altında 10 dakika sonra vardım adrese. Kapıyı çaldım, açan kız “Buyurun ne istiyorsunuz?” diye sordu. “İş başvurusunda bulunacağım” deyince kızı bir gülme aldı. Onun kahkahasına içerdeki herkes bana bakmaya geldi. Hepsi gülüyor on üç yaşında bir çocuğun bu işe başvurmasına. Patron da geldi doğal olarak. Onun gelmesiyle gülüşler azaldı. Adımı ve yaşımı sordu, içeri davet etti. Masasında sohbet etmeye başladık, ailemi, derslerin durumunu sordu. Sonra işi anlattı.

“Sattığımız set bir dil öğrenme seti. 14 ders kitabı, telaffuzun düzgün olması için 36 tane 45lik plak var. Bir de hediye olarak Webster sözlük veriyoruz. Setin toplam fiyatı 1200 TL. Bunu da 12 taksitle satıyoruz. Sattığın zaman 100 TL peşinat alıyorsun, 11 tane de senet imzalatıyorsun. Senet ne demek biliyorsun değil mi?”

Annemle babamın imzaladıklarından biliyordum tabi.

“Bunlardan satabileceğine inanıyor musun gerçekten?” diye sorunca hiç tereddütsüz cevapladım.

“Tabi ki!”

“Peki o zaman. Azıcık eğitimin bir zararı olmaz.” diyerek bana 2 saat boyunca satış tekniklerini anlattı. Telefonla randevu almanın önemini anlattı. Ürün hakkında çok detaylı bilgi verdi. İngilizce öğrenen bir insanın ufkunun ne kadar açılacağını o kadar güzel anlattı ki benim bile bir tane set almam gerektiğini düşündüm. Sene 1972. İngilizce bilen insan sayısı o kadar az ki.

Neyse, gideceğim kişilere seti gösterebilmem için bana bir numune set verdi. Karşılığında da 1.200 liralık bir senet imzalattı. Ben seti aldım, doğru eve gittim. Kafamda ayda 100 lira taksit ödeyebilecek tüm tanıdıkların listesi oluşmuştu.

Sonraki 2 hafta içinde 12 set sattım. Akraba, tanıdık herkese gittim. Garip biçimde hiç kimse bana “hayır” diyemiyordu. Şirkette o ayın rekortmen satıcısı olmuştum. Ama bütün akraba ve tanıdıklar bitmişti. Doğal olarak ta satış ta bitti. Patron şirkette bir tören düzenledi. Hakedişim olan 1.200 liraya ilave olarak 100 lira da ikramiye verdi.

O zamanlar günlük harçlığım iki buçuk liraydı, annemle babama parayı onlara vermeyi teklif ettim. “Hayır o para senin kazandığın para, istediğin gibi harcayabilirsin.” dediler.

İyi de neye harcayacağım parayı bilemiyorum. O zamanlar sinemalarda “İyi Kötü Çirkin” var, “Bir avuç dolar için” var. Kovboylar bara giriyorlar, “Barmen! Bir viski ver!” Barmen onlar minicik bir kadehte kahverengi bir içki veriyor, kovboylarda bir dikişte içip yüzlerini buruşturuyorlar. Ama mutlu oldukları kesin.

Hatırlayan var mıdır bilmiyorum. Atatürk bulvarı üzerinde Kızılay ile Sıhhıye’nin tam arasında Zafer Çarşısı diye bir çarşı vardı. O çarşının (karşıdan bakınca) sağ üst dükkanının tabelasında “Duty Free” yazıyordu. İşte orada “Black & White” viskisini gördüm. Etiketinde 80 Lira yazıyordu.

Yaşıtım, mahalle arkadaşım Tayfun’a fikrimi açtım. Bir şişe viski alacaktık. Paralar benden. “Ama annen de meze hazırlasın” dedim. “Tamam anneme bir sorayım” dedi. Ertesi gün annesinin izin verdiğini söyledi, mezeleri de hazırlayacakmış. Kadıncağızın bizim iki buçuk lira harçlıkla viski alabileceğimize ihtimal vermediğini anlayamadık. Benim de annemden izin almam gerektiğini anladım.

Kadıncağız beni duyunca önce bir karardı. Sonra beni karşısına oturttu. “Bak oğlum, ben izin vermesem de bunu yapacaksınız biliyorum.” dedi. “Senden bir şey rica ediyorum. Sakın evden dışarı çıkmayacaksın.” dedi. Söz verdim evden çıkmayacağıma.

Ertesi gün, öğlen vakti Tayfun koşa koşa eve gitti mezeleri almak için, ben de Zafer Çarşısına koştum viskiyi almak için.

Bizim evin kapısında buluştuk. Tayfun’un annesi meze olarak patlıcan salatası, içi biberlerle doldurulmuş yeşil zeytin ve sigara böreği hazırlamış. Onları tabaklara bir güzel yerleştirdik. İki çay bardağı çıkarttım. Viskiyi açtık, Tayfun bana dedi ki, “BARMEN! VİSKİ!” Ben doldurdum. İlk yudum acayip zor oldu tabi. Acı bir tat. Ama içmemek olmaz illa ki. Biz, on üç yaşında iki çocuk yarım saat içinde bir şişe viskiyi bitirdik.

Sonrası kopuk kopuk. Yüzümüzü yıkamamız gerektiğini düşünüp, musluğa birlikte hamle ettiğimizde musluğun yerinden kopuşunu hatırlıyorum mesela. Tayfun’un gittiğini hiç hatırlamıyorum. Eve yürüyemeyeceğine karar vermiş. Necati bey caddesinde, bir dolmuşa binmiş. Tabi leş gibi viski kokuyor. Ama onunla birlikte bıyıklı, sakallı, iri yarı bir adam binmiş. Sonra dolmuşa binen herkes adama pis pis bakıp söylenmiş. Kimse on üç yaşındaki çocuktan o kokuyu beklemiyor tabi.

Sonra annemin eve geldiğinde, başımı şefkatle okşadığını hatırlıyorum hayal meyal. Annem toplamış ortalığı.

Sonucu ne oldu?

Üniversiteye başlayıp, sınıf arkadaşlarıyla bir meyhaneye gidinceye kadar içki görmeye dayanamadım. 5 yıl boyunca bira bile içmedim. On sekiz yaşında meyhaneye giderken annem gene beni karşısına oturttu. Ve hiç unutmadığım o nasihati etti.

“Oğlum, ilk kez rakı içeceksin. Rakı öyle bir içkidir ki, ilk yudum hafif acı gelir. Sonraki yudumlar tatlıdır. Keyifle içilen bir içkidir. Ama, onca tatlı yudumların sonunda, bir yudum acı gelir. İşte o noktada dur oğlum. Sonraki yudumlar daha tatlıdır. Ama o noktada durmayı bilmezsen. Herkese rezil olursun. Bu lafım kulağına küpe olsun. Hiç aklından çıkartma.”

Annemin bu nasihatini hiç unutmadım. Dağıldığım da oldu elbet. Ama hepsi taammüdendi. Kendim karar vermediğim hiçbir anda acı yudumu geçmedim.

İçki hayatımızın iyi ya da kötü bir parçası. Vergiler de hayatımızın iyi ya da kötü bir parçası. İkisi bir araya gelince ister istemez insanın kendi içkisini kendisi yapması gerekiyor. Ama bir de kör olma korkusu yok mu?

7 yıl oldu ilk rakımı yapalı. Sonra cin yaptım, Çeşitli votkalar yaptım. Hep en büyük hayalim viski yapmaktı. Geçen aya kadar cesaret edememiştim. Onu da yapınca, bu bilgi ve tecrübemi paylaşmaya karar verdim.

Yolum açık olsun.