Faiz haram mıdır?

Hepimiz işimizi “iyi” yapmaya çalışırken bazen yanlış şeyler yaptık, yapmaya zorlandık. Halen de zorlanıyoruz büyük ihtimalle.

Bu hikayeyi anlatmaya başlamadan önce, bir başka hikaye anlatmak istiyorum.

Hikaye bu akşamın hikayesi.

Benim annem 86 yaşında, Alzheimer hastası. Hatırlamakta zorluk çekiyor yakın olayları. Eski anılar ise sapasağlam, yeri geldiğinde anlatıyor 55 yıl önceki anılarını. Biz de uğraşıyoruz anlatsın diye. İyi geliyor ona anlatmak.

Bu akşam bir anısını anlattı ki dağıttı beni.

“Bir müşterimiz var bankada, parasını vadesiz hespta tutan bir kadın. Parasını da çekmiyor zırt pırt. O zamanlar bankaların başarı kriterleri farklı. Vadeli hesap, vadesiz hesap oranı o günlerde önemli bir kriter. Kadını hesabını vadeli yapması için ikna etmeye çalışıyorlar. Kadın da “Faiz haramdır, ben faiz almam” diye direniyor.

Annem, farklı düşünmeyi başarıp, kadını ikna ediyor.

Dediği şu: “Hanımefendi, faiz haram diye düşünüyorsanız, paranızı vadeli yatırın, faizi siz almayın, ya alıp, ihtiyacı olan birisine verip sevaba girin, ya da bize talimat verin, biz ihtiyacı olan bir kişi bulup faizi ona verelim.”

Kadın ikna olmuş, parasını 6 aylık vadeli hesaba yatırmış.

Altı ay sonra, kadın şubeye gelmiş sevap için. “Ne kadar faiz oldu diye sormuş. Annem kartoteks dolabından kadının kartını çıkartmış, Facit hesap makinasıyla hesabı yapmış, “312 lira 17 kuruş” demiş

Kadın, “ayy, çokmuş…” deyip şubeden çıkıp gitmiş.

Sevabın sınırı varmış demek ki.

Günah diye bir şey yok hayatta, sınırlarımız ve eğer varsa ahlakımız var!

 

 

Yöneticinin ve çalışanın sıkıntısı

Tarih boyunca bu böyle oldu, ve böyle olmaya devam edecek gibi görünüyor.

Genç çalışanlarla, tecrübeli çalışanlar arasında çatışma şekil değiştirerek devam ediyor. Gençlere kulak verdiğinizde, çok haklı cümleler dinliyorsunuz.

“Abi, herif, (herif dediği CEO) sigara molalarının bilgisayar raporuna bakıyormuş, günde 3 sigara molasına çıkanların listesini istemiş. 3 ten fazla sigara içenleri işten atacakmış. Üstüne üstlük, şirket internetinin, tüm facebook, instagram çıkışlarını yasaklamış.”

“Abi, onu bırak, bizimkisi çay kahve içmeleri kayıt altına alıyor. Geçen koridorda “masrafları kısmamız lazım, masrafları kısmamız lazım” diye mırıldanırken Hasan görmüş. Hasan’a gülümseyip elini sıkıp, yanaklarından öpmüş. Hasan panikte tabi, “kıdem tazminatımı alınca hepinizi bara götürecem lan.” diyor.

“ ’Yarına bitsin bu rapor, yoksa külahları değişiriz.’ dedi bana, sabaha kadar şirketten çıkmadım, üç gün oldu, bir daha sormadı raporu bana.”

Bu günlerde en çok görülen laf ise şu!

“Abi bunun olması için, şunun şunu, bunun bunu yapması lazım!”

Kimse demiyor ki, “Benim şunu yapmam lazım!”

Her genç başkasının ne yapması gerektiğini biliyor. Onlar yapılırsa, o da sığ sularda yapması gerekeni yapacak.

Yukarıdaki cümleyi, gençleri aşağılamak için yazmadım. Unutmayın, gençler yeni başladılar bu yola, daha sığ sulardalar, siz başladığınız zaman, hep sizin yanınızda oluyorlar. Karşınıza değil yanınıza almak gerekiyor onları.

Tecrübeli çalışanlara kulak verdiğinizde onlar da eşdeğerde haklı cümleler kuruyorlar.

“Bir kişi de ben söylemeden bir şeyi akıl etsin abi, ben söylemeden hiçbir şey yapılmıyor bu şirkette.”

“Bütün gün lâk lâk. Bütün gün facebook, instagram. Geçenlerde IT departmanından bir rapor istedim, sosyal iletişim sitelerine erişime bir bakın dedim, gelen rapora inanamazsın. Şirketin toplam internet erişiminin %32 si sosyal iletişim. Yasakladım tabi erişimi.”

“Çayı kahveyi yasaklamak, mümkün değil tabi, ama çaycıları işten çıkarttım, Çay kahve otomatları koydum her kata. Geçen aşağı katlara indim, her odada su ısıtıcı var anasını satayım. Biz bunlara çay kahve içsinler diye maaş veriyoruz sanki.”

Eminim pozisyonunuza göre yukarıdaki cümlelerden bir ikisini haklı buldunuz, bir iki cümleye de “Çüşş, bu kadar olmaz ki!” dediniz.

Genç kuşak ile bir kıdemli kuşak arasında hep iletişim sıkıntısı olmuştur ama…

Türk iş hayatının hiçbir döneminde bu iki kuşak arasında iletişimsizlik bu boyutta olmamıştı.

Gözlediğim sonuç ise felaket boyutunda artık.

“Yetenekli” gençler sık sık istifa ediyor. Çünkü yeni iş bulabiliyor, buldukları işleri terk edenlerin niye istifa ettiklerini sorgulamıyor.  Sorgulasa hepsinde kendisini bulacak.

Yetenekli yöneticiler ise, yetenekli eleman bulamamaktan şikâyet ediyor.

Ben Nasrettin Hoca karakterli olduğum için, iki taraf ta haklı diyeceğim.  😀

Nasrettin hoca karakterli olmasaydım, “İki taraf ta haksız” derdim. Ama iki cevap ta yanlış.

Bulunduğunuz tarafı bırakabilirseniz, karşı tarafa kulak verebilirseniz, farklı ifadeler kulağınıza çalınacak.

Yasaklamaya başlayan yöneticiler aslında size yetemediklerini biliyorlar ama çözüm bulamıyorlar.

Çay kahve yasağınızla dalga geçen gençler, çay kahve meraklısı değiller ama ne yapmaları gerektiğini bilmiyorlar. “Şunu yap!” diye anlamlı bir cümle kurmanızı bekliyorlar. Eskiden buna “motivasyon” denirdi.

Ama her ikisinin de bilmesi gereken şey şu!

Konuşmuyorsunuz.

Elbette konuşuyorsunuz gün boyunca ama iletişemiyorsunuz. Derdinizi anlatamıyorsunuz, karşı tarafın anlatmayı beceremediği şeyi doğal olarak anlamıyorsunuz.

Bir köprüdeki iki keçi gibisiniz.

Sonuçta ikiniz de köprüyü geçemediğiniz gibi, tek hedefiniz suya düşmemek oluyor ki, bu çalıştığınız şirkete zarar veriyor.

Sonuçta, istifa ediyorsunuz, kovuluyorsunuz.

Çalıştığınız şirket sizi işe almakla hedeflediği şeylerden gün geçtikçe uzaklaşıyor.

İşin kötüsü ikiniz de bunun farkında değilsiniz.