İlk Barkod, ilk internet ve ilk Proof of Delivery

2 yıl sonunda dönebilir hale gelmiştik. Bizim kafamızda kırk tilki dolaşmaya devam ediyordu. Şube sayımız az olduğu için tüm bölge ve şube müdürlerimizin her an tepesindeydik. Bu arada programı DOS ortamından kurtarıp Windows ortamına taşımıştık. Kazanıp harcayacağımız paralara kıyıp Dolphin barkod okuyucu terminaller aldık. Güzin hanım ve İGE Elektronik’te kocaman bir selam hak ediyor bu noktada.   Artık her kolimizin üstünde takip kolaylığı sağlayan bir barkod etiket vardı. Buna 1997 yılında başladık, 1999 dan önce tamamlamıştık. Her şubemizde Xerox marka (3ü bir arada) yazıcı-tarayıcı-faks makinelerimiz vardı. Kuryelerimiz teslimatı yaptıklarında, şubeye döndüklerinde teslimat belgesini Xerox makinada taratıyor ve dokümanı internete yükleyebiliyorlardı. Müşterilerimiz görsel tasarımı bir felaket olan web sitemize girdikleri zaman teslimat evrakını resmen görebiliyorlardı! Bunu yaptığımızda sene 1997-1998 di. Kargo şirketlerinin sayfalarında tarihçe bölümüne girdiğinizde bakın. 2000-Türkiye de ilk barkod terminal kullanımı başladı. diye yazıyor.

Güzin hanım şahittir neyin ne zaman yapıldığına…

Başka bir komiklik daha var. Biz bu işe başladık. Müşteri sayımız inanılmaz artıyor. Ajlan, Express Kargo’da fırtınalar estirdi. Hemen barkod düzenine geçildi. Çok basit bir detay bütün bu geçişin içine sıçtı. (Özür dilerim ama, durumu anlatmak için başka bir fiil yok!)

O zamanlar sadece nokta vuruşlu yazıcı kullanıyoruz. DOS ortamından bu yazıcılara bir şey bastırırken, “print” diyoruz nokta vuruşlu yazıcı da print dediğimiz karakterleri basıyor. Windows ortamında ise durum çok farklı. Print dediğimiz anda Windows karakter basmıyor, resim basıyor. Normal olarak DOS ta 15 saniyede bastığınız bir faturayı Windows resim olarak bastığı için bir faturanın basılması 3-4 dakikayı buluyor. İlk canlıya geçtikleri akşamı ben Express Kargo’nun bir şube sekreterinden seneler sonra dinledim. O şube her akşam 300 fatura kesen bir şube.  300 faturanın basılması bu durumda yaklaşık 1000 dakika sürecek. 1000 dakika demek 16-17 saat demek. Fatura basılmaya zaten saat 16:00 dan önce başlanamıyor. Faturaların basılması sabaha anca biter. Sonra da barkodlar basılacak. Oysa Aktarma merkezinde tüm araçların 12:00 da çıkması lazım. Express Kargo İstanbul o gece darmadağın olmuş. Doğal olarak ta ertesi gün tüm Türkiye dağılmış.

Bakın böyle miş mış diye anlatıyorum ama sanmayın ki, bunların hepsini sonradan duydum. Kargocuların bir lafı vardır. Derler ki, “Kargoyu laf taşıdığımız kadar süratli taşısaydık, patronun serveti Bill Gates’in servetini üçe katlardı.” Bill Gates’i ben uydurdum ama laf kargocuların lafıdır. Kargo camiası her an her şeyi bilir. İşin sıkıntısı: Bilmeyenler uydururlar. Usta kargocu gerçek dedikodu ve yalan dedikoduyu derhal ayırt edebilir! Kargo Takip Sema da buradan kocaman bir selamı hak ediyor.

Dağıttım gene konuyu, 3-5 ay sonra toparladılar fatura basım işini. Ben gene bu işin sırrını vereyim. Nokta vuruşlu yazıcı kullanacaksanız, önce basacaklarınızı bir txt dosyasına basın, sonra programınızın içinden DOS print komutunu kullanın. En doğru nasihat şu olur gençlere. Yazdığınız programı ofisinizde test etmeyin. En azından iş yükü ortalama bir şubeye gidip test edin. Yemiş olduğunuz boku orada tadar ve gerekli düzeltmeleri yaparsınız.

Bütün bu olaylar oldukça bizim ciromuz artıyordu. Müşteri şikayetleri oldukça hep üstüne gittik. Düzeltmeye çalıştık hatalarımızı. Müşteri hizmetleri departmanı bu prensipten hiç ayrılmadı. Hiç işimiz olmamasına rağmen dost hatırına Ankara’dan İstanbul’a piyano taşıdık. Gerçi yeniden akort edilmesinin faturası bizim taşıma fiyatımızın 3 katıydı ama olsun. Müşteriden teşekkür almayı başarabildik. Bir pazar gecesi bir dostumuzun ricası Atatürk hava limanına bir araç göndermemize ve o aracın direk Isparta’ya gidişini tetikledi, söylendiğine göre taşıdığımız ilaç bir çocuğun hayatını kurtardı ama o teslimat yapılırken biz bütün ortaklar fosur fosur uyuyorduk. Çalışanlarımız her zaman bize inandı, Onlara hiç yalan söylemedik. Sadece kargoları değil bizi de sırtlarında taşıdılar ve bugün bunları size anlatabiliyorsam, onların güzel kalpleri ve emekleri sayesindedir. Hepsinin yolları, bahtları açık olsun, üzerlerinde bir hakkım varsa dibine kadar helal olsun. Umarım onlar da haklarını bana ve arkadaşlarıma helal ederler.

2 Replies to “İlk Barkod, ilk internet ve ilk Proof of Delivery”

  1. Yıl 1997 sefaköy aktarmanın içindeki bilgi işlem departmanındayız gece saat 02:00 civarı sisteme veri girişi yapıyoruz, server ve ups bizim çalıştıgımız bilgi işlemin icinde server’a baglı eski model tüplü monitör baglı aniden monitörde uzay boşlugunda gezen bir uydu belirdi tabi biz ozaman MS DOS ortamında çalıştığımız için o uydunun bir ekran koruyucu oldugunu bilmiyoruz.. amerikan filmlerinden bildiğiniz server’a birinin bağlanıp şirketin paralarını çalacagını düşündük.. Fatih beyi gece 02:00 gibi aramaya karar verdik.. ve aradık Fatih bey uykulu bir sesle efendim dedi kendimi tanıttım Fatih bey Erdoğan ben bilgi işlemden buradaki monitöre bişeyler oldu ne yapıcaz dedim.. kibar bir sesle Erdoğan bir tuşa dokun dedi , tuşa dokununca uzaydaki uydu gitti ve normale döndü.. hiç bişey olmaz korkmayın dedi.. hala bir bilgisayara ekran koruyucu aktif olunca o gece aklıma gelir..

    1. Erdoğan, sağol paylaştığın için. İnan, hatırlamıyorum bunu ama paylaşman çok iyi geldi bana. Ben de sana başka bir olay anlatayım. O curcunalar içinde bunaldım çok, para da çok kısıtlı ama ne yapıp ne edip amarika’ya gitmeye karar verdim. Mezunu olduğum üniversiteye gideceğim, eski anılarımı tazeleyeceğim. Ama benim şirketten ayrılmam çok zor. Yaşar beye gittim, dedim ki “Ben 10 günlüğüne Amerika’ya gideceğim.” “Cep telefonu alalım sana” dedi. Hiç istemiyorum cep telefonunu. Aldı sağolsun, Ama, ben sabah erken uçağa giderken, (alışkın olmayan götte don durmazmış hesabı) cep telefonunu yatağın kenarında unuttum. Hoş, Turkcell o zaman Amerika’da çekmiyormuş. Almanya’dan aktarma yaparken bir kontürlü telefondan şirketi aradım. Şengül “Durun Fatih bey, sizi Gül’e bağlıyorum” dedi. Gül dedi ki, “Durum çok karışık!”
      “Server açılmıyor.” “Nasıl yani?” diye sordum
      Her ne demekse, kız diyor ki “server açılmıyor”, ben diyorum ki, “Nasıl yani?” Gül sessiz kaldı soruma. Server 2 gün sonunda açıldı tabii ki, am bu hayırsız olayın sonunda Tayfun şirketimize katıldı.
      Her şerde bir hayır vardır.
      Sen de çoktan öğrendin biliyorum ama, tuşa dokunmaktan çok daha kıymetli bi bilgisayar uzmanlığı vardır.
      “Bir kapatın açın” 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.