İlk içtiğim içki

 

On üç yaşındayım. Yaz tatilinde çalışmaya karar verdim. Gazetede iş ilanlarına baktım, Grolier adında bir firmanın temsilciliği “İngilizce Öğrenme Seti” satacak satış elemanları arıyor. Adrese baktım, gazete kolumun altında 10 dakika sonra vardım adrese. Kapıyı çaldım, açan kız “Buyurun ne istiyorsunuz?” diye sordu. “İş başvurusunda bulunacağım” deyince kızı bir gülme aldı. Onun kahkahasına içerdeki herkes bana bakmaya geldi. Hepsi gülüyor on üç yaşında bir çocuğun bu işe başvurmasına. Patron da geldi doğal olarak. Onun gelmesiyle gülüşler azaldı. Adımı ve yaşımı sordu, içeri davet etti. Masasında sohbet etmeye başladık, ailemi, derslerin durumunu sordu. Sonra işi anlattı.

“Sattığımız set bir dil öğrenme seti. 14 ders kitabı, telaffuzun düzgün olması için 36 tane 45lik plak var. Bir de hediye olarak Webster sözlük veriyoruz. Setin toplam fiyatı 1200 TL. Bunu da 12 taksitle satıyoruz. Sattığın zaman 100 TL peşinat alıyorsun, 11 tane de senet imzalatıyorsun. Senet ne demek biliyorsun değil mi?”

Annemle babamın imzaladıklarından biliyordum tabi.

“Bunlardan satabileceğine inanıyor musun gerçekten?” diye sorunca hiç tereddütsüz cevapladım.

“Tabi ki!”

“Peki o zaman. Azıcık eğitimin bir zararı olmaz.” diyerek bana 2 saat boyunca satış tekniklerini anlattı. Telefonla randevu almanın önemini anlattı. Ürün hakkında çok detaylı bilgi verdi. İngilizce öğrenen bir insanın ufkunun ne kadar açılacağını o kadar güzel anlattı ki benim bile bir tane set almam gerektiğini düşündüm. Sene 1972. İngilizce bilen insan sayısı o kadar az ki.

Neyse, gideceğim kişilere seti gösterebilmem için bana bir numune set verdi. Karşılığında da 1.200 liralık bir senet imzalattı. Ben seti aldım, doğru eve gittim. Kafamda ayda 100 lira taksit ödeyebilecek tüm tanıdıkların listesi oluşmuştu.

Sonraki 2 hafta içinde 12 set sattım. Akraba, tanıdık herkese gittim. Garip biçimde hiç kimse bana “hayır” diyemiyordu. Şirkette o ayın rekortmen satıcısı olmuştum. Ama bütün akraba ve tanıdıklar bitmişti. Doğal olarak ta satış ta bitti. Patron şirkette bir tören düzenledi. Hakedişim olan 1.200 liraya ilave olarak 100 lira da ikramiye verdi.

O zamanlar günlük harçlığım iki buçuk liraydı, annemle babama parayı onlara vermeyi teklif ettim. “Hayır o para senin kazandığın para, istediğin gibi harcayabilirsin.” dediler.

İyi de neye harcayacağım parayı bilemiyorum. O zamanlar sinemalarda “İyi Kötü Çirkin” var, “Bir avuç dolar için” var. Kovboylar bara giriyorlar, “Barmen! Bir viski ver!” Barmen onlar minicik bir kadehte kahverengi bir içki veriyor, kovboylarda bir dikişte içip yüzlerini buruşturuyorlar. Ama mutlu oldukları kesin.

Hatırlayan var mıdır bilmiyorum. Atatürk bulvarı üzerinde Kızılay ile Sıhhıye’nin tam arasında Zafer Çarşısı diye bir çarşı vardı. O çarşının (karşıdan bakınca) sağ üst dükkanının tabelasında “Duty Free” yazıyordu. İşte orada “Black & White” viskisini gördüm. Etiketinde 80 Lira yazıyordu.

Yaşıtım, mahalle arkadaşım Tayfun’a fikrimi açtım. Bir şişe viski alacaktık. Paralar benden. “Ama annen de meze hazırlasın” dedim. “Tamam anneme bir sorayım” dedi. Ertesi gün annesinin izin verdiğini söyledi, mezeleri de hazırlayacakmış. Kadıncağızın bizim iki buçuk lira harçlıkla viski alabileceğimize ihtimal vermediğini anlayamadık. Benim de annemden izin almam gerektiğini anladım.

Kadıncağız beni duyunca önce bir karardı. Sonra beni karşısına oturttu. “Bak oğlum, ben izin vermesem de bunu yapacaksınız biliyorum.” dedi. “Senden bir şey rica ediyorum. Sakın evden dışarı çıkmayacaksın.” dedi. Söz verdim evden çıkmayacağıma.

Ertesi gün, öğlen vakti Tayfun koşa koşa eve gitti mezeleri almak için, ben de Zafer Çarşısına koştum viskiyi almak için.

Bizim evin kapısında buluştuk. Tayfun’un annesi meze olarak patlıcan salatası, içi biberlerle doldurulmuş yeşil zeytin ve sigara böreği hazırlamış. Onları tabaklara bir güzel yerleştirdik. İki çay bardağı çıkarttım. Viskiyi açtık, Tayfun bana dedi ki, “BARMEN! VİSKİ!” Ben doldurdum. İlk yudum acayip zor oldu tabi. Acı bir tat. Ama içmemek olmaz illa ki. Biz, on üç yaşında iki çocuk yarım saat içinde bir şişe viskiyi bitirdik.

Sonrası kopuk kopuk. Yüzümüzü yıkamamız gerektiğini düşünüp, musluğa birlikte hamle ettiğimizde musluğun yerinden kopuşunu hatırlıyorum mesela. Tayfun’un gittiğini hiç hatırlamıyorum. Eve yürüyemeyeceğine karar vermiş. Necati bey caddesinde, bir dolmuşa binmiş. Tabi leş gibi viski kokuyor. Ama onunla birlikte bıyıklı, sakallı, iri yarı bir adam binmiş. Sonra dolmuşa binen herkes adama pis pis bakıp söylenmiş. Kimse on üç yaşındaki çocuktan o kokuyu beklemiyor tabi.

Sonra annemin eve geldiğinde, başımı şefkatle okşadığını hatırlıyorum hayal meyal. Annem toplamış ortalığı.

Sonucu ne oldu?

Üniversiteye başlayıp, sınıf arkadaşlarıyla bir meyhaneye gidinceye kadar içki görmeye dayanamadım. 5 yıl boyunca bira bile içmedim. On sekiz yaşında meyhaneye giderken annem gene beni karşısına oturttu. Ve hiç unutmadığım o nasihati etti.

“Oğlum, ilk kez rakı içeceksin. Rakı öyle bir içkidir ki, ilk yudum hafif acı gelir. Sonraki yudumlar tatlıdır. Keyifle içilen bir içkidir. Ama, onca tatlı yudumların sonunda, bir yudum acı gelir. İşte o noktada dur oğlum. Sonraki yudumlar daha tatlıdır. Ama o noktada durmayı bilmezsen. Herkese rezil olursun. Bu lafım kulağına küpe olsun. Hiç aklından çıkartma.”

Annemin bu nasihatini hiç unutmadım. Dağıldığım da oldu elbet. Ama hepsi taammüdendi. Kendim karar vermediğim hiçbir anda acı yudumu geçmedim.

İçki hayatımızın iyi ya da kötü bir parçası. Vergiler de hayatımızın iyi ya da kötü bir parçası. İkisi bir araya gelince ister istemez insanın kendi içkisini kendisi yapması gerekiyor. Ama bir de kör olma korkusu yok mu?

7 yıl oldu ilk rakımı yapalı. Sonra cin yaptım, Çeşitli votkalar yaptım. Hep en büyük hayalim viski yapmaktı. Geçen aya kadar cesaret edememiştim. Onu da yapınca, bu bilgi ve tecrübemi paylaşmaya karar verdim.

Yolum açık olsun.

 

6 Replies to “İlk içtiğim içki”

  1. Yazılarınızı okudum bilgiler öğrendim sayenizde teşekkür ederim. kendi viskimi yaptım alkolü akvaryumdan aldığım aktif karbonda filtrelerim. her filtrelemede aktif karbonu iyice yıkadım ve 8 kere bu işlemi gerçekleştirdim. ama boğazda bi yanma yapıyor içerken nedense bunun sebebi ne olabilir

    1. Sevgili Alper;

      Aktif karbonla filtrelemenin amacı, mayalanma sırasında oluşan kötü kokuları temizlemek. Özellikle pekmez kullanıldığında bu kötü kokular çok fazla olabiliyor. Sırf şeker ya da glikoz şurubu kullanıldığında koku çok az olur ve bence bir kere filtreleme yeterlidir. Boğazda yanma yapmasının sebebi bence alkolün taze olması. Viskinin gerçek viski olması için yıllanması lazım. İyi viski markaları meşe fıçılarda 6 yıl bekletmeden satışa vermiyorlar. Bizim gibi insanlarınsa bu kadar beklemeye hiç tahammülü olmuyor doğal olarak. 🙂 Benim acılığı yoketmek için özellikle rakıda kullandığım küçük bir hilem var. Bir litre viskiyi ayır. Bir tane kesme şekeri 10 ml. sıcak suyun içinde erit. Bu sıvıyı ayırdığın bir litre viskinin için katıp iyice karıştır. Sonra viskiyi tekrar dene. Belki sorununa bu çare olabilir.

      “Afiyet şeker olsun.” deyimi belki de buradan geliyor.

      Afiyet şeker olsun.

    2. sn alper bey aktif karbonu kesinlikle akvaryum cudan pet shop tan almayın.. su arıtma işi yapan amalatcılar var. onlardan alın en iyi aktif karbon hindistan cevizi coconat kömüründen olur. granül şeklindedir. kilosu 30 ila 50 lira olması muhtemel çoktandır almadım. aktif karbonu 5-6 kez kullandıktan sonra fırında kuru olarak 160-170 derecede 30-45 dakika ısıtın sonra derin bir tencerede (sıçrar etrafı batırır) sıcak su ile 30-40 dakika kaynatın kurusun tekrar kullanın. aktif karbonu tekrar aktif hale getirmiş olursunuz. aktif karbonu ilk aldığınızda karasının gitmesi için klorlu çeşme suyu ile yıkamayın suyu geniş ağızlı bir kapta 1-2 gün bekletin klor uçsun o suyla yıkayın. aktif karbon klor u emeceği için ömrünü azaltırsınız. saygılarımla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.