Gökten üç elma düşmüş…

Tarihi çok net hatırlıyorum. 23 Nisan 1995. Çünkü 23 Nisan 1994 ve 23 Nisan 1996 da da Express Kargo’da çalışmıyordum ve 23 Nisan çocuk bayramıydı.

Bir gün önce yürütme kurulu toplantısında Batı Karadeniz dağıtım sorunları konuşulmuştu. Hiç ilgisiz biçimde Zonguldak şubesinin açılması kararı çıktı toplantıdan. Kahraman’da. “Tamam yarın hallederim Zonguldak şubeyi” dedi.

Toplantı çıkışı, Kahraman koluma girdi, “Fatih bey şubeyi ben yarın açarım ama heyecandan unutmuşum, benim araba bakımda, yarın birlikte gidip şubeyi birlikte açalım mı?” dedi. Hiç aklıma 23 Nisan’ın tatil olduğu falan gelmedi, akşam o zamanki eşimle bir miktar tartıştık da…

Ama sabahın karanlığında ben onu aldım, yola çıktık. Sabah 9 gibi Zonguldak’taydık.

Benim Zonguldak’a hayatımda ilk gidişim. Kahraman’da ilgisiz bir sebeple bir kere gitmiş.

“Nereye gideceğiz?” diye sordum şehire girdikten hemen sonra. “Sağdan devam edin Fatih bey” dedi. Sağ tarafta kocaman bir “Taşıt Giremez!” levhası. “Girilmez” diyor  dedim. “Yok, yok gir.” dedi

Girdim, ve 10 metre sonra burun buruna geldik bir arabayla.

O arabanın üstünde mavi kırmızı ışıklar yanıyor ve üstünde “155 Trafik” yazıyor.

Direksiyondaki polis bana vücut lisanıyla dedi ki.. “Bilader, ne iş?”

Ben de ona vücut lisanımla, “Ben de bilemedim valla.” dedim…

Ya vücudum çirkindi, ya lisanda aksanım bozuktu, ama direksiyon yanında oturan polis arkadaş elinde makbuzu ile indi arabasından benim yanıma geldi.

“Beyefendi, hayırdır?” dedi. “Bilader, ne iş?”in resmi söylenişi böyledir.

“Memur bey, ben ilk geliyorum Zonguldak’a” dedim. “Birsürü bando falan da vardı yolda bilemedim nereden merkeze gideceğimi.” deyince güldü memur bey. “Tamam siz geri çıkın, biz geçelim, malum biz de görevliyiz bayram sebebiyle, sonra devam edersiniz, en kestirme yol burası” dedi. “Bilmeden doğru gelmişsiniz” diye dalgasını da geçti. Tarfik polis arabasına yol verdik, sonra girilmez olması gereken o yoldan devam edip şehir merkezine ulaştık.

Ulaştık ama ne yapacağımızı hala anlamamıştım. Sordum Kahraman’a, “Şube yeri nasıl bulacağız?” diye.

“Kolay” dedi. Baktım hızlı hızlı bir yere gidiyor, takip ettim.

Yurtiçi Kargo şubesi önündeyiz. Azıcık tedirgin oldum açıkçası. Şubenin önü bir karnaval, İstanbul kamyonu indiriliyor. Bir bağırış çağırış. Kahraman kuryelerden birini kolundan tuttu, “Şube müdürü nerede?” diye sordu.

Bir kuryeye “Yetkili biri ile görüşmek istiyorum” derseniz. “Buyurun benim.” der müdürünü korumak içgüdüsüyle. Müdür nerde?” derseniz, “Aha orda” diye gösterir müdürü. Müdüre gittik, Kahraman “Selamünaleyküm” dedi, müdür de “Aleykümselam” dedi.

Kahraman, “Ben Express Kargonun bölge müdürüyüm, Zonguldak’ta şube açacağız, bildiğin bir yer var mı?” diye sorunca, müdür bir heyecanlandı. “Olmaz olur mu müdürüm, benim kayınço yeni bitirdi inşaatı. Ben bizimkilere yalvarıyorum ama ikna edemiyorum tutmaya” diyerek bizi ışıl ışıl bir binaya götürdü. Köşedeki bakkala rica etti kayınçosuna telefon ettirdi. (Sene 95 cep telefonları çıkmış ama çok pahalı) Kayınço da koşarak geldi. Şartlar çok uygun ama Kahraman “Biz azcık daha bakalım” diye beni kolumda tutup uzaklaştırdı. Sonra Aras Kargo şubesine gittik. Orada müdürü bulduk. O da aynı adresi göstermez mi? O da diyor ki, “Merkeze yalvardım ama, pahalı deyip kiralamıyorlar o yeri.”

Ona da teşekkür edip ayrıldık.

“Müdür bulmak lazım Fatih bey azıcık dolaşalım şehirde.” diyen Kahraman’ın peşine takıldım. Hızlı adımlarla Levi’s bayini bulduk ama patron dükkânda değil. Levi’s bizim en önemli müşterimiz. Zonguldak şube açma kararının en büyük tetikçisi. Şikâyet edip duruyor sürekli, “Malım geç geliyor” diye.

Patrona telefon ettirdik, onu beklerken birer çorba içtik bir esnaf lokantasında.

Patron geldi.

Kahraman hem kendini hem beni tanıttı.

“Sizin haklı şikayetleriniz için geldik” dedi. “Zonguldak’ta şube açacağız ama tüm arayışlarımıza rağmen iyi bir şube müdürü adayı bulamadık, sizin bize bir öneriniz olabilir mi?” deyince adamın yüzü ışıldadı. “Benim yeğen var” dedi.  Bir yıl oldu mezun olalı üniversiteden. Bölümünü bilmiyorum ama ODTÜ mezunu, sizi onunla görüştüreyim” diye koştu dükkâna telefon etmeye. Kahraman diyor ki, “Ya tatil günü sizi çok meşgul ettik, bizim de vaktimiz dar, İstanbul’a dönmemiz lazım” Adam koşarken “beş dakikaya gelir ya siz de bir daha zahmet etmezseniz buralara kadar”. Bi taraftan da tezgahtara diyor ki, “Kızım çay söyleyin misafirlerimize, çabuk, çabuk koşsana kızım” diye koşturuyor kızı.

Neyse, yeğen geldi. Pırıl pırıl bir delikanlı. Sonradan Express Kargonun en iyi şube müdürlerinden biri olduğunu biliyorum.

O şube müdürümüz,

O kirası yüksek denilen şubeyi Yurtiçi Kargo şube kirasının altına tuttu.

Yeğeni olduğu için değil, hizmeti iyi verdiği için Levi’s bayisi asla bir daha şikâyet etmedi.

Masal diyorum ya… Bitireyim bu yazıyı da…

Gökten üç elma düşmüş…